Yazılı Eserler
Zilzal suresi 5. âyet-i kerime: "Çünkü Rabbin yere vahyetti."
Maide suresi 111. âyet-i kerime: "Ve o zaman havarilere Allah vahyetmişti."
Taha suresi 38. âyet-i kerime: "O zaman annene vahyedilicek şeyi vahyetmiştik."
Abdülkadir Geylani Hz.leri "SOHBETLER" kitabında (Sf. 578) şöyle buyuruyor:
“Allah'ın gayrı şeylerden kopup, O'na yönelen ve meleklerle ünsiyeti neticesi, onların sözlerini işitmeye ve muhtelif suretlerde kendilerini görmeye başlayan kişi, meleklerin sözlerine iyice alıştığı ve yüzlerini görmeye iştiyak duyduğu anda, kendisi ile onlar arasında perde kaldırılır. Kalp bu safhaya geldikten sonra tekrar Allah onu perdeler. Kendi yakınlığının ünsiyetine getirir. Burada ise sûkuttan sonra olanlar olur. Allah onun kalbine vahyedeceğini vahyeder. Tıpkı Musa (A.S.)'ın annesine vahyettiği gibi.”
Yunus Emre şöyle buyuruyor:
" Çalaptır, (Allah'tır) söylettirir.
Yunus bilmez kendi hal."
"Düşmüş idik Hak kaldırdı.
Birliğin bize bildirdi.
İçimize aşk doldurdu.
Dürüst oldu imanımız."
Ahmet Yesevi Hz. ise şöyle buyuruyor:
"Garip fakir yetimlere kılsan şamdan,
Parçalayıp aziz canın eyle kurban,
Yiyecek bulsan cemil ile kıl sen ihsan,
Haktan işitip bu sözleri dedim işte"
Demek ki Allahû Tealâ'dan; Allah'ın sözlerini işitmek, emir almak, sadece peygamberlere has bir olgu değildir. Kur'ân-ı Kerîm'imiz de böyle söylüyor.
Görülüyor ki Allah'ın insanları hidayete ulaştırmakla vazifeli kıldığı mürşidler (imamlar) bu görevlerini Allah'tan aldıkları emirleri tebliğ suretiyle yapmak mecburiyetindedirler.
İçindekiler
Önsöz
RİSALET NURLARI
Hazırlayan: MİHR YAYINLARI
Tarih: 1995 Mayıs
Baskı: MİHR OFSET
1202 Sk. No: 63/5L Yenişehir-İZMİR
Tel:0 / 232 / 459 01 44
Fax:0 / 232 / 459 47 55
Bu kitabın her hakkı mahfuzdur. İzin alınmadan yayınlanamaz. Aksi davranış içinde bulunanlar hakkında yasal yollara başvurulacaktır.
ÖNSÖZ
1. BÖLÜM
Bu kitabı neden yayınlıyoruz?
Kitabın sahibinden:
“RİSALET NURLARI” benim için son derece değerli, Allah'ın büyük lutfu keremiyle yazdırdığı, sohbet niteliğinde bir kitaptır. 1976 senesinde yazdırılmaya başlanmıştır. Kitabın bir sır olarak saklanması emredildiği cihetle, 1986 senesine kadar kitabı kasamda muhafaza altına aldım. 29 Kasım 1986'da Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce tutuklandım. Konu "Devlet Plânlama Teşkilatı'nda tarikatçılık yapmak" iddiasıydı. Daha sonra beraat ettim. Böylece kitap; önce polislerin sonra da yetkili mahkemenin, oradan da kötü niyetli insanların benim rızam olmaksızın eline geçti. Şahsıma ait gizli bir eseri birçok kişi bu yolla ele geçirmiş oldu. Bu kişiler kitabın bazı bölümlerine kendilerince yorumlar getirdiler ve "Şeyh-ul Ekber", "fenâfillah", "tecelli etmek", "irşadla görevli olmak", "tarîk vermek", "mehdi olmak", "12. imam olmak"," tayyi mekan", "en yüksek rütbeli halife" gibi birçok sözcüğün gerçek manâlarını bilmeden ağızlarına sakız ettiler. Bu kişiler bizimle görüşmeyi, tartışmayı reddediyorlar. Bizi hiç tanımadıkları halde, fikri bakımdan sağlıklı bir insan olmadığımız fikrini vermeye çalışıyorlar. İnsanların şimdiye kadar onlardan duymadıkları Kur'an gerçeklerini, bizden öğrenmeleri sebebiyle bugüne kadar sakladıkları Kur'an gerçeklerinin ve özellikle insan ruhunun ölümden evvel Allah'a ulaşması demek olan hidayetin farziyetinin ortaya çıkmasını engellemek istiyorlar. İnsanları cennet saadetine mutlaka ulaştıracak olan 3 yeminimizin ve dünya saadetine mutlaka ulaştıracak olan daimi zikrin, irşadın ve teslimin farz olduğunun, mürşidin farz olduğunun (Bugüne kadar gizledikleri ve sahabenin yerine getirdiği bu farzların) Kur'an’da emredilen bu farzların bizim tarafımızdan açıklanması onları tedirgin etmektedir.
İşte bu kişilerin esas gayeleri, 1973 senesinden bu yana anlatmaya çalıştığım Allah'ın bu gerçeklerini, insanlara duyurmamı engellemektir. "Risalet Nurları" onların bu istikamette kullandıkları bir vasıta olmuştur. Kendilerinin bilmediği ve toplumumuza da veremedikleri birçok bilginin eksikliği sebebiyle (bu kitabı kullanarak) bilgilerimize değil, şahsımıza yönelik suçlamalarda bulundular. İnsanları bize karşı çıkmaya ikna etmeye çalıştılar. Onlar da çok iyi biliyorlar ki duyurmaya çalıştığımız, "Risalet Nurları" değil, Kur'an-ı Kerim'dir. İslâm’dan koparılmış bulunan Kur'an-ı Kerim'in mutluluğa ulaştırıcı gerçekleridir. Bizim ana gayemizi gizlemek temel hedefleri olduğu için dikkatleri "Risalet Nurları" üzerine toplayarak gerçeği saklamaya çalışıyorlar.
Din öğreticileri düşünün ki öğrettikleri şey ne kendilerini ne de öğrettikleri insanları kurtarabilir. Yanlışlar ve eksiklikler üzerine kurulmuş bir imparatorluğun hegemonyasını sürdüren bu ülkedeki din sorumlularının tahtları ellerinden gidecek endişesiyle bize saldırmaları devam etmektedir. İslâm’dan 14 asırda insanları cennet saadetine ve dünya saadetine ulaştıracak olan bütün esaslar koparılmış ve bu hedefe götürecek bütün kavramlar değiştirilmiştir. Allah'ın bize ulaştırdığı ve Kur'an-ı Kerim'deki âyeti kerimelerle ispat ettiğimiz bu gerçekleri kamuoyuna açıkladığımız için bu insanlar bize düşman olmuşlardır. Çünkü bu insanlar Allah'ın emrettiği İslâm’ı değil, değiştirilmiş olan İslâm’ı, insanları mutluluğa ulaştırması mümkün olmayan İslâm’ı anlatarak toplumun saygısını kazanmışlardır. Doğrular ortaya çıktığı takdirde kamu oyunun saygısını yitireceklerini zannettikleri ve tahtları ellerinden gidecek zannettikleri için harekete geçmişlerdir. Bizim söylediklerimize karşı çıkarak konuları bizimle tartışsalar Allah'ın doğrularını derhal ispat edeceğiz. Ve bu kesin yenilgiden mahcup olacaklar. Konferanslarda söylediklerimize ve yayınlarımıza karşı çıkmaları mümkün olmadığı için onlara tek bir yol kalıyor. Tartışmadan kaçmak. Ve sizlerin bizi dinleyerek hakikatlere ulaşmanıza mani olmak. Bunun için bizim peygamberlik iddia ettiğimizi ve Allah'la konuştuğunu zanneden bir deli olduğumuzu iddia ederek dikkatleri Kur'an'dan saptırmaya çalışıyorlar. Bunlara verdiğimiz cevapları kitabın sonuna eklediğimiz "TAVZİH" bölümünde ibretle okumanızı istiyoruz.
Sn. Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, bakanlarımıza, parlementerlerimize, din öğreticilerine, ilâhiyat fakültelerindeki profesörlere, Diyanet İşleri Teşkilâtındaki üst seviye görevlilerine dünyada ve Türkiye'de neden İslâm’ın yaşanmadığını ispat eden "TEBLİĞ" isimli kitabımızı ekleyerek "TEVHİD" kitabımızla anlattık. Bu kitabın arkasında bu bölümleri de bulacaksınız.
"Risalet Nurları" ismi altındaki kitabın ekleri olarak bugüne kadar bize yöneltilen suçlamaları, bu suçlamalara karşı bizim vermiş olduğumuz cevapları, ve suçlamalara neden olan "Risalet Nurları"nın tam metnini bir araya getirdik ve gözler önüne serdik. Bizim deli olduğumuza veya peygamberlik iddiasında bulunduğumuza dair zanları tamamen ortadan kaldırıp, onların bize karşı oynadıkları bu oyunların sırrına varmanızı istiyoruz. "Risalet Nurları"nın önemli olmadığını, fakat açıkladığımız Kur'an hakikatlerinin bütün insanlar için hayati önemi olduğunu kanıtlamak istiyoruz. Ve onlara bu gerçekleri anlatabilmek için bizim göstermiş olduğumuz çabaların neticelerinin ne olduğunu ibretle görmenizi istiyoruz.
İmam İskender Ali M İ H R
Hazırlayan: MİHR YAYINLARI
Tarih: 1995 Mayıs
Baskı: MİHR OFSET
1202 Sk. No: 63/5L Yenişehir-İZMİR
Tel:0 / 232 / 459 01 44
Fax:0 / 232 / 459 47 55
Bu kitabın her hakkı mahfuzdur. İzin alınmadan yayınlanamaz. Aksi davranış içinde bulunanlar hakkında yasal yollara başvurulacaktır.
ÖNSÖZ
1. BÖLÜM
Bu kitabı neden yayınlıyoruz?
Kitabın sahibinden:
“RİSALET NURLARI” benim için son derece değerli, Allah'ın büyük lutfu keremiyle yazdırdığı, sohbet niteliğinde bir kitaptır. 1976 senesinde yazdırılmaya başlanmıştır. Kitabın bir sır olarak saklanması emredildiği cihetle, 1986 senesine kadar kitabı kasamda muhafaza altına aldım. 29 Kasım 1986'da Devlet Güvenlik Mahkemesi’nce tutuklandım. Konu "Devlet Plânlama Teşkilatı'nda tarikatçılık yapmak" iddiasıydı. Daha sonra beraat ettim. Böylece kitap; önce polislerin sonra da yetkili mahkemenin, oradan da kötü niyetli insanların benim rızam olmaksızın eline geçti. Şahsıma ait gizli bir eseri birçok kişi bu yolla ele geçirmiş oldu. Bu kişiler kitabın bazı bölümlerine kendilerince yorumlar getirdiler ve "Şeyh-ul Ekber", "fenâfillah", "tecelli etmek", "irşadla görevli olmak", "tarîk vermek", "mehdi olmak", "12. imam olmak"," tayyi mekan", "en yüksek rütbeli halife" gibi birçok sözcüğün gerçek manâlarını bilmeden ağızlarına sakız ettiler. Bu kişiler bizimle görüşmeyi, tartışmayı reddediyorlar. Bizi hiç tanımadıkları halde, fikri bakımdan sağlıklı bir insan olmadığımız fikrini vermeye çalışıyorlar. İnsanların şimdiye kadar onlardan duymadıkları Kur'an gerçeklerini, bizden öğrenmeleri sebebiyle bugüne kadar sakladıkları Kur'an gerçeklerinin ve özellikle insan ruhunun ölümden evvel Allah'a ulaşması demek olan hidayetin farziyetinin ortaya çıkmasını engellemek istiyorlar. İnsanları cennet saadetine mutlaka ulaştıracak olan 3 yeminimizin ve dünya saadetine mutlaka ulaştıracak olan daimi zikrin, irşadın ve teslimin farz olduğunun, mürşidin farz olduğunun (Bugüne kadar gizledikleri ve sahabenin yerine getirdiği bu farzların) Kur'an’da emredilen bu farzların bizim tarafımızdan açıklanması onları tedirgin etmektedir.
İşte bu kişilerin esas gayeleri, 1973 senesinden bu yana anlatmaya çalıştığım Allah'ın bu gerçeklerini, insanlara duyurmamı engellemektir. "Risalet Nurları" onların bu istikamette kullandıkları bir vasıta olmuştur. Kendilerinin bilmediği ve toplumumuza da veremedikleri birçok bilginin eksikliği sebebiyle (bu kitabı kullanarak) bilgilerimize değil, şahsımıza yönelik suçlamalarda bulundular. İnsanları bize karşı çıkmaya ikna etmeye çalıştılar. Onlar da çok iyi biliyorlar ki duyurmaya çalıştığımız, "Risalet Nurları" değil, Kur'an-ı Kerim'dir. İslâm’dan koparılmış bulunan Kur'an-ı Kerim'in mutluluğa ulaştırıcı gerçekleridir. Bizim ana gayemizi gizlemek temel hedefleri olduğu için dikkatleri "Risalet Nurları" üzerine toplayarak gerçeği saklamaya çalışıyorlar.
Din öğreticileri düşünün ki öğrettikleri şey ne kendilerini ne de öğrettikleri insanları kurtarabilir. Yanlışlar ve eksiklikler üzerine kurulmuş bir imparatorluğun hegemonyasını sürdüren bu ülkedeki din sorumlularının tahtları ellerinden gidecek endişesiyle bize saldırmaları devam etmektedir. İslâm’dan 14 asırda insanları cennet saadetine ve dünya saadetine ulaştıracak olan bütün esaslar koparılmış ve bu hedefe götürecek bütün kavramlar değiştirilmiştir. Allah'ın bize ulaştırdığı ve Kur'an-ı Kerim'deki âyeti kerimelerle ispat ettiğimiz bu gerçekleri kamuoyuna açıkladığımız için bu insanlar bize düşman olmuşlardır. Çünkü bu insanlar Allah'ın emrettiği İslâm’ı değil, değiştirilmiş olan İslâm’ı, insanları mutluluğa ulaştırması mümkün olmayan İslâm’ı anlatarak toplumun saygısını kazanmışlardır. Doğrular ortaya çıktığı takdirde kamu oyunun saygısını yitireceklerini zannettikleri ve tahtları ellerinden gidecek zannettikleri için harekete geçmişlerdir. Bizim söylediklerimize karşı çıkarak konuları bizimle tartışsalar Allah'ın doğrularını derhal ispat edeceğiz. Ve bu kesin yenilgiden mahcup olacaklar. Konferanslarda söylediklerimize ve yayınlarımıza karşı çıkmaları mümkün olmadığı için onlara tek bir yol kalıyor. Tartışmadan kaçmak. Ve sizlerin bizi dinleyerek hakikatlere ulaşmanıza mani olmak. Bunun için bizim peygamberlik iddia ettiğimizi ve Allah'la konuştuğunu zanneden bir deli olduğumuzu iddia ederek dikkatleri Kur'an'dan saptırmaya çalışıyorlar. Bunlara verdiğimiz cevapları kitabın sonuna eklediğimiz "TAVZİH" bölümünde ibretle okumanızı istiyoruz.
Sn. Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, bakanlarımıza, parlementerlerimize, din öğreticilerine, ilâhiyat fakültelerindeki profesörlere, Diyanet İşleri Teşkilâtındaki üst seviye görevlilerine dünyada ve Türkiye'de neden İslâm’ın yaşanmadığını ispat eden "TEBLİĞ" isimli kitabımızı ekleyerek "TEVHİD" kitabımızla anlattık. Bu kitabın arkasında bu bölümleri de bulacaksınız.
"Risalet Nurları" ismi altındaki kitabın ekleri olarak bugüne kadar bize yöneltilen suçlamaları, bu suçlamalara karşı bizim vermiş olduğumuz cevapları, ve suçlamalara neden olan "Risalet Nurları"nın tam metnini bir araya getirdik ve gözler önüne serdik. Bizim deli olduğumuza veya peygamberlik iddiasında bulunduğumuza dair zanları tamamen ortadan kaldırıp, onların bize karşı oynadıkları bu oyunların sırrına varmanızı istiyoruz. "Risalet Nurları"nın önemli olmadığını, fakat açıkladığımız Kur'an hakikatlerinin bütün insanlar için hayati önemi olduğunu kanıtlamak istiyoruz. Ve onlara bu gerçekleri anlatabilmek için bizim göstermiş olduğumuz çabaların neticelerinin ne olduğunu ibretle görmenizi istiyoruz.
İmam İskender Ali M İ H R
2. BÖLÜM
Allah insana kitap yazdırır mı?
"Allah insana kitap yazdırır mı, yazdırmaz mı?" konusuna açıklık getirilmesi gerekmektedir. Çünkü günümüzdeki din bilginlerimiz, Allah ile kulu arasındaki bu tür bir ilişkiyi reddediyorlar. Sahip oldukları Allah'ın ihsanları arasında kalp kulağı olmadığı için bunu reddediyorlar. Allah kuluyla konuşamaz, kitap yazdıramaz, ilham veremez diyorlar. Ne yazık ki onların sözlerinin neye dayalı olarak söylendiğini burada yazamayacağız. Çünkü sözlerinin dayandığı hiçbir ispat vasıtası yok. Allah'ın güzelliklerini yaşayamamaları gösterecekleri tek sebep olabilir. Bu sebepte geçerli olamaz. Hele Allah bu konudaki hükümlerini Kur'an'a koymuşsa ve bu konuda önümüzde birçok yaşanmış örnek varsa. Aşağıdaki bölümde bu konuya ışık tutacak ve ispatlayacak kanıtları bulacaksınız. Allah insana kitap yazdırır mı, yazdırmaz mı, görelim.
Abdülkadir Geylâni Hz.nin "RİSÂLEİ GAVSİYE" tercümesinden:
"Ya Gavs-ı Âzam dedi Allah
Lebbeyk Rabbi gavs dedim.
Ya Gavs-ı Â'zam hiçbir şeyde zahir olmazdım,
İnsanda zahir oluşum gibi.
Ya Gavs-ı Â'zam insan sırrımdır ve onun sırrıyım.
Gavs dedi Rabbim Tealâ'yı gördüm ve sordum
Yarabbi aşkın manâsı nedir?
Ya Gavs dedi aşık ol Bana, aşık benim ve aşk benim.
Kalbini Benden gayrımdan çevir ve fariğ kıl.
Rabbimi gördüm ve miraçtan sordum."
Görülüyor ki Abdülkadir Geylâni Hz.ne de Allahû Tealâ "RİSALE-İ GAVSİYE" ismiyle bir kitap yazdırmış. Allah kendisine "GAVS-I AZAM" diye hitap ediyor. Ve de Allah'ı gördüğü kesin.
Diğer taraftan Abdülkadir Geylâni Hz.ne yazdırılan kitabın da adı "Risale", yani bize yazdırılanın aynı.
Ayrıca Bediüzzaman Saidi Nursi Hz.ne Allah tarafından yazdırılan 132 kitaba da "Risale-i Nur" adını vermiş Allahû Tealâ gene aynı ismi kullanmış. Bilindiği gibi "Risale-i Nur" 'un Arapça’sı "RİSALET-ÜN NUR" dur.
Mevlâna Celâleddin-i Rumî Hz.ne "Mesnevi”yi Allah'ın yazdırdığı, Mesnevi'nin takdim yazısında açıkça yer almaktadır.
Âlemlerin Rabbi'nden inmiştir; batıl, ne önünden gelebilir, ne ardından.
Mevlâna'nın övgüleri; Mesnevi'nin, Kur'ân-ı Mecîd'in, Hadîs-i Şeriflerin meâlini, tefsirini, şerhini ihtiva eden bir ilham eseri olduğunu bildirmek içindir.
Burada vahiy hakkında da biraz söz söylemek lüzumunu duyuyoruz.
Mevlânâ "Mesnevî"nin Allah tarafından verilmiş başka lâkapları da olduğunu; fakat azın çoğu, bir yudum suyun gölü, bir avuç buğdayın harmanı göstermesi dolayısıyla bu kadarını yeter bulduğunu söylüyor. Bu sözle de Mesnevî'nin ilhama dayanan bir eser olduğunu bildiriyor. İlâhî hükümlerden hiçbir suretle ayrı bir hükmü ihtiva etmediğini anlatıyor.
Böylece de dostların, yalnız Mevlâna'nın sözlerini okumalarının sağlanmasını rica etmiş, Mevlâna hemen sarığının arasından, Mesnevî'nin ilk 18 beyti yazılı olan bir kâğıt çıkararak, bu düşünce sizin kutlu gönlünüze doğmadan bizim gönlümüze doğdu buyurmuştur.
1014. bu beyitte, "ve Rabbin balarısına, dağlarda ağaçlarda ve çardak kurulan yerlerde kovan yapın diye emretti." âyetine işaret edilmektedir. (Kur'an, 16/Nahl-67).
Yahut dilden bellenen bilgisi az olsaydı da gönüle gelen vahiy bilgisini Tanrı dostundan kapsaydı.
Böyle bir ışığa karşı tutar da kitabı açarsan, vahiyle huzura eren can, seni azarlar.
Zamanın kutbunun sözüne, soluğuna karşı dilden aktarılan bilgiyi, su varken teyemmüm bil.
Bu yolda şanı, şerefi bırak; kılavuzun kımıldamadıkça kımıldama.
Eşref Rumî Hz.nin Divanı da Allah tarafından yazdırılmıştır. Aşağıdaki mısralar bunu kesinleştiriyor.
"Ol dost sultandır ben ona kul,
Her dem yeni yeni nüzul,
Andandır bu cümle usul
Andandır her bahşişimiz."
“And olsun senden önce de biz resuller gönderdik, onlara eşler ve çocuklar kıldık(verdik). Allah'ın izni olmaksızın bir resûl için âyet gelmesi mümkün değildir. Her ecel (zaman) için bir kitap vardır.” (Rad -38)
Görülüyor ki her ecel (vade, zaman) için bir kitap vardır. Tabî yaşadığımız zaman için de bu husus geçerlidir. Ne var ki bu kitap (Risalet Nurları) bir şeriat kitabı değil, Mesnevî gibi Eşref Rumî Hz.'nin dîvanı gibi bir sohbet kitabıdır. Ve bir peygambere değil, Allah'ın bir velîsine indirilmiştir. Şeriat açısından bir değer taşımadığı cihetle de neden velîye indirildiği açıklık kazanmaktadır. Bu âyet-i Kerime "RİSALET NURLARI"nın kapak ve birinci sayfasındaki "Allahû Tealâ'nın izniyle indirilmiştir." mealindeki ifadenin neden kitaba konduğunu da açıklamaktadır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) son peygamberdir. Dolayısıyla "O'ndan sonra asla peygamber gelmeyeceğine göre kitapta indirilmeyecek." tarzındaki bir hüküm ise Kur'ân'ın temel hükümlerine uymamaktadır. Allahû Tealâ sadece peygamberlere değil peygamberlerin dışındaki insanlara da âyet indirdiğini açık bir şekilde beyan etmektedir ki bu âyetler sureleri, sureler de kitabı oluşturacaktır. İşte A'râf Suresi 175. âyet-i kerime, Allahû Tealâ buyuruyor:
"Onlara o kimsenin haberini oku ki kendisine âyetlerimize vermiştik de o bunları inkâr ederek imandan çıkmıştı, böylece şeytan onu arkasına takmışta azgınlardan olmuştu."
Değil sadece herhangi bir Allah'a inanan insana, şeytana uyan insana bile Allahû Tealâ'nın âyet indirdiği açık bir şekilde Kur'ân-ı Kerim'de ifade edilmektedir.
Görülüyor ki Peygamberlerin dışındaki insanlara da âyet indirilmektedir.
Kur'ân-ı Kerim bu konuda son derece açık olarak peygamberlerin dışındaki insanlara da hatta hayvanlara da vahiy gelebileceğini ifade buyurmaktadır.
Nahl suresi 68. âyet-i kerime: "Rabbin bal arasına vahyetti."
Allah insana kitap yazdırır mı?
"Allah insana kitap yazdırır mı, yazdırmaz mı?" konusuna açıklık getirilmesi gerekmektedir. Çünkü günümüzdeki din bilginlerimiz, Allah ile kulu arasındaki bu tür bir ilişkiyi reddediyorlar. Sahip oldukları Allah'ın ihsanları arasında kalp kulağı olmadığı için bunu reddediyorlar. Allah kuluyla konuşamaz, kitap yazdıramaz, ilham veremez diyorlar. Ne yazık ki onların sözlerinin neye dayalı olarak söylendiğini burada yazamayacağız. Çünkü sözlerinin dayandığı hiçbir ispat vasıtası yok. Allah'ın güzelliklerini yaşayamamaları gösterecekleri tek sebep olabilir. Bu sebepte geçerli olamaz. Hele Allah bu konudaki hükümlerini Kur'an'a koymuşsa ve bu konuda önümüzde birçok yaşanmış örnek varsa. Aşağıdaki bölümde bu konuya ışık tutacak ve ispatlayacak kanıtları bulacaksınız. Allah insana kitap yazdırır mı, yazdırmaz mı, görelim.
Abdülkadir Geylâni Hz.nin "RİSÂLEİ GAVSİYE" tercümesinden:
"Ya Gavs-ı Âzam dedi Allah
Lebbeyk Rabbi gavs dedim.
Ya Gavs-ı Â'zam hiçbir şeyde zahir olmazdım,
İnsanda zahir oluşum gibi.
Ya Gavs-ı Â'zam insan sırrımdır ve onun sırrıyım.
Gavs dedi Rabbim Tealâ'yı gördüm ve sordum
Yarabbi aşkın manâsı nedir?
Ya Gavs dedi aşık ol Bana, aşık benim ve aşk benim.
Kalbini Benden gayrımdan çevir ve fariğ kıl.
Rabbimi gördüm ve miraçtan sordum."
Görülüyor ki Abdülkadir Geylâni Hz.ne de Allahû Tealâ "RİSALE-İ GAVSİYE" ismiyle bir kitap yazdırmış. Allah kendisine "GAVS-I AZAM" diye hitap ediyor. Ve de Allah'ı gördüğü kesin.
Diğer taraftan Abdülkadir Geylâni Hz.ne yazdırılan kitabın da adı "Risale", yani bize yazdırılanın aynı.
Ayrıca Bediüzzaman Saidi Nursi Hz.ne Allah tarafından yazdırılan 132 kitaba da "Risale-i Nur" adını vermiş Allahû Tealâ gene aynı ismi kullanmış. Bilindiği gibi "Risale-i Nur" 'un Arapça’sı "RİSALET-ÜN NUR" dur.
Mevlâna Celâleddin-i Rumî Hz.ne "Mesnevi”yi Allah'ın yazdırdığı, Mesnevi'nin takdim yazısında açıkça yer almaktadır.
Âlemlerin Rabbi'nden inmiştir; batıl, ne önünden gelebilir, ne ardından.
Mevlâna'nın övgüleri; Mesnevi'nin, Kur'ân-ı Mecîd'in, Hadîs-i Şeriflerin meâlini, tefsirini, şerhini ihtiva eden bir ilham eseri olduğunu bildirmek içindir.
Burada vahiy hakkında da biraz söz söylemek lüzumunu duyuyoruz.
Mevlânâ "Mesnevî"nin Allah tarafından verilmiş başka lâkapları da olduğunu; fakat azın çoğu, bir yudum suyun gölü, bir avuç buğdayın harmanı göstermesi dolayısıyla bu kadarını yeter bulduğunu söylüyor. Bu sözle de Mesnevî'nin ilhama dayanan bir eser olduğunu bildiriyor. İlâhî hükümlerden hiçbir suretle ayrı bir hükmü ihtiva etmediğini anlatıyor.
Böylece de dostların, yalnız Mevlâna'nın sözlerini okumalarının sağlanmasını rica etmiş, Mevlâna hemen sarığının arasından, Mesnevî'nin ilk 18 beyti yazılı olan bir kâğıt çıkararak, bu düşünce sizin kutlu gönlünüze doğmadan bizim gönlümüze doğdu buyurmuştur.
1014. bu beyitte, "ve Rabbin balarısına, dağlarda ağaçlarda ve çardak kurulan yerlerde kovan yapın diye emretti." âyetine işaret edilmektedir. (Kur'an, 16/Nahl-67).
Yahut dilden bellenen bilgisi az olsaydı da gönüle gelen vahiy bilgisini Tanrı dostundan kapsaydı.
Böyle bir ışığa karşı tutar da kitabı açarsan, vahiyle huzura eren can, seni azarlar.
Zamanın kutbunun sözüne, soluğuna karşı dilden aktarılan bilgiyi, su varken teyemmüm bil.
Bu yolda şanı, şerefi bırak; kılavuzun kımıldamadıkça kımıldama.
Eşref Rumî Hz.nin Divanı da Allah tarafından yazdırılmıştır. Aşağıdaki mısralar bunu kesinleştiriyor.
"Ol dost sultandır ben ona kul,
Her dem yeni yeni nüzul,
Andandır bu cümle usul
Andandır her bahşişimiz."
“And olsun senden önce de biz resuller gönderdik, onlara eşler ve çocuklar kıldık(verdik). Allah'ın izni olmaksızın bir resûl için âyet gelmesi mümkün değildir. Her ecel (zaman) için bir kitap vardır.” (Rad -38)
Görülüyor ki her ecel (vade, zaman) için bir kitap vardır. Tabî yaşadığımız zaman için de bu husus geçerlidir. Ne var ki bu kitap (Risalet Nurları) bir şeriat kitabı değil, Mesnevî gibi Eşref Rumî Hz.'nin dîvanı gibi bir sohbet kitabıdır. Ve bir peygambere değil, Allah'ın bir velîsine indirilmiştir. Şeriat açısından bir değer taşımadığı cihetle de neden velîye indirildiği açıklık kazanmaktadır. Bu âyet-i Kerime "RİSALET NURLARI"nın kapak ve birinci sayfasındaki "Allahû Tealâ'nın izniyle indirilmiştir." mealindeki ifadenin neden kitaba konduğunu da açıklamaktadır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) son peygamberdir. Dolayısıyla "O'ndan sonra asla peygamber gelmeyeceğine göre kitapta indirilmeyecek." tarzındaki bir hüküm ise Kur'ân'ın temel hükümlerine uymamaktadır. Allahû Tealâ sadece peygamberlere değil peygamberlerin dışındaki insanlara da âyet indirdiğini açık bir şekilde beyan etmektedir ki bu âyetler sureleri, sureler de kitabı oluşturacaktır. İşte A'râf Suresi 175. âyet-i kerime, Allahû Tealâ buyuruyor:
"Onlara o kimsenin haberini oku ki kendisine âyetlerimize vermiştik de o bunları inkâr ederek imandan çıkmıştı, böylece şeytan onu arkasına takmışta azgınlardan olmuştu."
Değil sadece herhangi bir Allah'a inanan insana, şeytana uyan insana bile Allahû Tealâ'nın âyet indirdiği açık bir şekilde Kur'ân-ı Kerim'de ifade edilmektedir.
Görülüyor ki Peygamberlerin dışındaki insanlara da âyet indirilmektedir.
Kur'ân-ı Kerim bu konuda son derece açık olarak peygamberlerin dışındaki insanlara da hatta hayvanlara da vahiy gelebileceğini ifade buyurmaktadır.
Nahl suresi 68. âyet-i kerime: "Rabbin bal arasına vahyetti."
Zilzal suresi 5. âyet-i kerime: "Çünkü Rabbin yere vahyetti."
Maide suresi 111. âyet-i kerime: "Ve o zaman havarilere Allah vahyetmişti."
Taha suresi 38. âyet-i kerime: "O zaman annene vahyedilicek şeyi vahyetmiştik."
Abdülkadir Geylani Hz.leri "SOHBETLER" kitabında (Sf. 578) şöyle buyuruyor:
“Allah'ın gayrı şeylerden kopup, O'na yönelen ve meleklerle ünsiyeti neticesi, onların sözlerini işitmeye ve muhtelif suretlerde kendilerini görmeye başlayan kişi, meleklerin sözlerine iyice alıştığı ve yüzlerini görmeye iştiyak duyduğu anda, kendisi ile onlar arasında perde kaldırılır. Kalp bu safhaya geldikten sonra tekrar Allah onu perdeler. Kendi yakınlığının ünsiyetine getirir. Burada ise sûkuttan sonra olanlar olur. Allah onun kalbine vahyedeceğini vahyeder. Tıpkı Musa (A.S.)'ın annesine vahyettiği gibi.”
Yunus Emre şöyle buyuruyor:
" Çalaptır, (Allah'tır) söylettirir.
Yunus bilmez kendi hal."
"Düşmüş idik Hak kaldırdı.
Birliğin bize bildirdi.
İçimize aşk doldurdu.
Dürüst oldu imanımız."
Ahmet Yesevi Hz. ise şöyle buyuruyor:
"Garip fakir yetimlere kılsan şamdan,
Parçalayıp aziz canın eyle kurban,
Yiyecek bulsan cemil ile kıl sen ihsan,
Haktan işitip bu sözleri dedim işte"
Demek ki Allahû Tealâ'dan; Allah'ın sözlerini işitmek, emir almak, sadece peygamberlere has bir olgu değildir. Kur'ân-ı Kerîm'imiz de böyle söylüyor.
Görülüyor ki Allah'ın insanları hidayete ulaştırmakla vazifeli kıldığı mürşidler (imamlar) bu görevlerini Allah'tan aldıkları emirleri tebliğ suretiyle yapmak mecburiyetindedirler.
3. BÖLÜM
"Risalet Nurları"nı doğru değerlendirebilmek için; önce kavramları doğru değerlendirmeliyiz.
Risalet Nurları günümüz din alimleri tarafından değerlendirilirken, gözden kaçırılan en önemli hususlardan biri de bu kitapta geçen Kur'an-ı Kerim kavramlarıdır. Bugün bu kavramlar, Kur'an-ı Kerim'deki asıl anlamları yok edilerek hiçbir hedefe ulaşmayan yuvarlak lâflara dönüştürülmüştür. Bu kavramların gerçek anlamlarını bilmeyenler aslında bu kitabı anlayamazlar ve açıklayamazlar. Ama kitabımızda geçen Kur'an-ı Kerim mefhumlarına onlar bildikleri manaları vererek yorumlar getirdiler. Ve size aktardılar. Ve büyük bir yanılgının içine düştüler. Oysa samimiyetle bu konuyu bizimle tartışmış olsalardı, davetlerimizi kabul etmiş olsalardı, bugün halâ aynı yanlışın içinde olmazlardı.
Onlar istemese de biz "TEBLİĞ" adında bir kitapta İslâm'dan nelerin koptuğunu anlattık. Kur'an-ı Kerim'in açıklamalarında değiştirilmiş anlamlardan hareket edildiği zaman asli mesajlarını veremez olduğunu bildiren mektupları da Muhterem Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk'a, Muhterem Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e, Muhterem Başbakan Tansu Çiller'e, Diyanet İşleriyle vazifeli olan bakan Muhterem Necmettin Cevheri'ye, Muhterem Parlementerlere, Diyanet İşleri Başkanlığına ve üst seviye yetkililerine, İlahiyat Fakültelerinin Muhterem Profesörleri; Doçentleri ve Diğer Öğretim Üyelerine, Muhterem Müftülere ve Cemaat liderlerine gönderdik. Bu mektupları ve Kur'an gerçeklerini, âyetlere dayalı olarak bir araya getirip "TEVHİD" isimli dergimizde topladık. Kitabımızın arkasında buna da yer verdik. Ancak çok önemli gördüğümüz bazı kavramları buraya aldık ki Risalet Nurları'nı okurken size yararlı olsun. Son derece açık ve anlaşılır bir şekilde bütün detayları ise Risalet Nurları'na eklediğimiz bölümde bulacaksınız.
Sf........ ® ŞEYHÜL EKBER: Vaktiyle Allah'ın Muhyiddin Arabi Hz.'ne verdiği ünvan. Büyük şeyh, şeyhlerin büyüğü anlamına gelir.
Sf........ ® MÜRŞİDİ KÂMİL: Kemâl derecesine ulaşmış, Allah'ın irşad makamına tayin ettiği mürşid.
Sf........ ® Ruh: Bu kitapta bazen nefs anlamında, bazen ruh anlamında kullanılmıştır.
Sf........ ® MEHDİ: Hidâyete vesile olan, hidâyete erdiren demektir.
Sf........ ® NEFS: Muhtevasında yalnız afetler bulunan vücudumuz.
Sf........ ® RUHU SABİT: Nefs manasına kullanılmıştır.
Sf........ ® RUHU REVAN: Ruh manasına kullanılmıştır.
Sf........ ® KAADİRİ MAHLÛK: Allah'tan devamlı emir alan ve her an sadece Allah'ın emirlerini yapan mürşid.
Sf........ ® KAADİRİ MUTLAK: Tasarruf altına giren, fizik vücuduna artık kendisi kumanda edemeyen, fizik vücuduna Allah'ın kumanda ettiği kişi. Allah Kaadiri mutlak olduğu için ve kul kendi iradesiyle değil, Allah'ın iradesiyle hareket edebildiği için ve bu sebeple her şeyi yaptıran Allah olduğu için, o kulun vücudu işlemde Allah'ın kullandığı bir vasıta olduğu için, kul bu ismi dolaylı olarak alıyor.
Sf........ ® VAHİY: Vahiy Allah'ın yerde, göklerde, arı ile havarilerle ve Hz. Musa'nın annesi ile ve evliya ile yaptığı konuşmalarda onlara hitabı.
Sf........ ® ALLAH İLE KONUŞMAK: Kişinin Allah'a sual sorması ve cevap alması.
Sf........ ® TECELLİ: Allah'ın tasarrufu.
Sf........ ® İRŞAD: Hidâyete erdirme faaliyeti.
Sf........ ® TEHECCÜD NAMAZI: Peygamber Efendimiz (S.A.S)'e ait gecenin en az üçte biri kadar, en çok üçte ikisi kadar bir zaman kılınan namaz.
Sf........ ® KAİNAT HAKİMİYETİ: Allah'ın yerleri ve gökleri bütün insanlar için yaratması ve insanların emrine vermesi sebebiyle bütün insanlar kainatın hakimi kılınmıştır.
Sf........ ® TAYYİ MEKÂN: Aklın nefse veya ruha kumanda ederek kişinin nefs veya ruh olarak sonsuz hızla mekân değiştirmesi.
Sf........ ® ALLAH'A ULAŞMAK: Ruhun Allah'a ulaşması.
Sf........ ® GÜNAHLARIN SETREDİLMESİ: Allah'ın günahları örtmesi.
Sf........ ® İMAM-I ÂZAM: Allah'ın huzurunda kılınan huzur namazını kıldıran kişi.
Sf........ ® UBUDİYETİ AŞMAK: Allah'ın tasarrufuna giren bir mürşidin kendi iradesini kullanamaması ve vücuduna her şeyi Allah'ın yaptırması hali.
NOT: TAVZİH BÖLÜMÜNDE BU KAVRAMLAR KONUSUNDA GENİŞ BİLGİ SUNULMUŞTUR.
"Risalet Nurları"nı doğru değerlendirebilmek için; önce kavramları doğru değerlendirmeliyiz.
Risalet Nurları günümüz din alimleri tarafından değerlendirilirken, gözden kaçırılan en önemli hususlardan biri de bu kitapta geçen Kur'an-ı Kerim kavramlarıdır. Bugün bu kavramlar, Kur'an-ı Kerim'deki asıl anlamları yok edilerek hiçbir hedefe ulaşmayan yuvarlak lâflara dönüştürülmüştür. Bu kavramların gerçek anlamlarını bilmeyenler aslında bu kitabı anlayamazlar ve açıklayamazlar. Ama kitabımızda geçen Kur'an-ı Kerim mefhumlarına onlar bildikleri manaları vererek yorumlar getirdiler. Ve size aktardılar. Ve büyük bir yanılgının içine düştüler. Oysa samimiyetle bu konuyu bizimle tartışmış olsalardı, davetlerimizi kabul etmiş olsalardı, bugün halâ aynı yanlışın içinde olmazlardı.
Onlar istemese de biz "TEBLİĞ" adında bir kitapta İslâm'dan nelerin koptuğunu anlattık. Kur'an-ı Kerim'in açıklamalarında değiştirilmiş anlamlardan hareket edildiği zaman asli mesajlarını veremez olduğunu bildiren mektupları da Muhterem Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk'a, Muhterem Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e, Muhterem Başbakan Tansu Çiller'e, Diyanet İşleriyle vazifeli olan bakan Muhterem Necmettin Cevheri'ye, Muhterem Parlementerlere, Diyanet İşleri Başkanlığına ve üst seviye yetkililerine, İlahiyat Fakültelerinin Muhterem Profesörleri; Doçentleri ve Diğer Öğretim Üyelerine, Muhterem Müftülere ve Cemaat liderlerine gönderdik. Bu mektupları ve Kur'an gerçeklerini, âyetlere dayalı olarak bir araya getirip "TEVHİD" isimli dergimizde topladık. Kitabımızın arkasında buna da yer verdik. Ancak çok önemli gördüğümüz bazı kavramları buraya aldık ki Risalet Nurları'nı okurken size yararlı olsun. Son derece açık ve anlaşılır bir şekilde bütün detayları ise Risalet Nurları'na eklediğimiz bölümde bulacaksınız.
Sf........ ® ŞEYHÜL EKBER: Vaktiyle Allah'ın Muhyiddin Arabi Hz.'ne verdiği ünvan. Büyük şeyh, şeyhlerin büyüğü anlamına gelir.
Sf........ ® MÜRŞİDİ KÂMİL: Kemâl derecesine ulaşmış, Allah'ın irşad makamına tayin ettiği mürşid.
Sf........ ® Ruh: Bu kitapta bazen nefs anlamında, bazen ruh anlamında kullanılmıştır.
Sf........ ® MEHDİ: Hidâyete vesile olan, hidâyete erdiren demektir.
Sf........ ® NEFS: Muhtevasında yalnız afetler bulunan vücudumuz.
Sf........ ® RUHU SABİT: Nefs manasına kullanılmıştır.
Sf........ ® RUHU REVAN: Ruh manasına kullanılmıştır.
Sf........ ® KAADİRİ MAHLÛK: Allah'tan devamlı emir alan ve her an sadece Allah'ın emirlerini yapan mürşid.
Sf........ ® KAADİRİ MUTLAK: Tasarruf altına giren, fizik vücuduna artık kendisi kumanda edemeyen, fizik vücuduna Allah'ın kumanda ettiği kişi. Allah Kaadiri mutlak olduğu için ve kul kendi iradesiyle değil, Allah'ın iradesiyle hareket edebildiği için ve bu sebeple her şeyi yaptıran Allah olduğu için, o kulun vücudu işlemde Allah'ın kullandığı bir vasıta olduğu için, kul bu ismi dolaylı olarak alıyor.
Sf........ ® VAHİY: Vahiy Allah'ın yerde, göklerde, arı ile havarilerle ve Hz. Musa'nın annesi ile ve evliya ile yaptığı konuşmalarda onlara hitabı.
Sf........ ® ALLAH İLE KONUŞMAK: Kişinin Allah'a sual sorması ve cevap alması.
Sf........ ® TECELLİ: Allah'ın tasarrufu.
Sf........ ® İRŞAD: Hidâyete erdirme faaliyeti.
Sf........ ® TEHECCÜD NAMAZI: Peygamber Efendimiz (S.A.S)'e ait gecenin en az üçte biri kadar, en çok üçte ikisi kadar bir zaman kılınan namaz.
Sf........ ® KAİNAT HAKİMİYETİ: Allah'ın yerleri ve gökleri bütün insanlar için yaratması ve insanların emrine vermesi sebebiyle bütün insanlar kainatın hakimi kılınmıştır.
Sf........ ® TAYYİ MEKÂN: Aklın nefse veya ruha kumanda ederek kişinin nefs veya ruh olarak sonsuz hızla mekân değiştirmesi.
Sf........ ® ALLAH'A ULAŞMAK: Ruhun Allah'a ulaşması.
Sf........ ® GÜNAHLARIN SETREDİLMESİ: Allah'ın günahları örtmesi.
Sf........ ® İMAM-I ÂZAM: Allah'ın huzurunda kılınan huzur namazını kıldıran kişi.
Sf........ ® UBUDİYETİ AŞMAK: Allah'ın tasarrufuna giren bir mürşidin kendi iradesini kullanamaması ve vücuduna her şeyi Allah'ın yaptırması hali.
NOT: TAVZİH BÖLÜMÜNDE BU KAVRAMLAR KONUSUNDA GENİŞ BİLGİ SUNULMUŞTUR.
4. BÖLÜM
Allah'ın muradı nedir?
Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrediyorum ki beni din tedrisatı yapan herhangi bir üniversiteden mezun etmedi. Eğer öyle olsaydı, ben de bütün eksikliklerin ve yanlışlıkların ortasında ilim tahsili yapacaktım. Ve bana belletilen ilim de 14 asırda bütün kurtuluş kapıları kapanmış, mutluluğa ulaştıracak bütün farzları yok edilmiş bir İslâm olacaktı. Ve ben hiçbir eksiklikten ve yanlışlıktan haberdar bile olmayacaktım. Ama çok şükür ki yüce Rabbimiz beni kendi üniversitesinden, Allah'ın Üniversitesi'nden mezun etti. Bana 14 asırda İslâm'dan kopan her şeyi Kur'an'daki âyetlerle hem mevzuat açısından hem de sahabenin tatbikatı açısından öğretti.
Hamdolsun ki bugün insanları mutlaka helake götürecek olan bütün eksiklikleri ve yanlışlıkları ispat edecek ilimle, Allah tarafından donatılmış bulunmaktayız. Biline ki, Allah bu korkunç tuzaktan herkesi kurtarmak istiyor. İşte biz yanlışlıkların hepsini düzeltecek olan ve eksiklikleri telâfi edecek olan vazifedeyiz.
Ve din adamlarına haykırıyoruz!
• Öğrettikleriniz ne sizi ne de öğrettiğiniz kişileri kurtaramaz.
• Ne yanlışlıkları ne de eksiklikleri biliyorsunuz.
• Omuzlarınızda tarihin en ağır vebalini taşıyorsunuz.
• Bizim söylediklerimiz doğru da olsa, yanlış da olsa hem kendi kurtuluşunuz için, hem de öğrettiğiniz kişilerin kurtuluşu için bunları öğrenmek ve vebalden kurtulmak mecburiyetinizdesiniz.
Biz "RİSALET NURLARI"nı yazdıranın Allah olduğunu biliyoruz. Bu konuya inanıp inanmamak sizlerin elinde. İsterseniz inanırsınız, isterseniz inanmazsınız. Ama inanmayanlar inanmıyorlar diye yalanlama hakkına da sahip değillerdir. Bizden hesap sorma hakkına da sahip değillerdir. Bu güne kadar bizden hesap sormak cesaretini gösterenlerden biz hesap sorduk. Allah'ın emrini tebliğ ederek. Onları, Kur'an'a el basarak "Risalet Nurları'nı Allah'ın yazdırıp yazdırmadığı hakkında iki taraftan hangisi yalan söylüyorsa, Allah'ın lâneti yalan söyleyenin üzerine olsun." yeminine davet ettik, (Al-i İmran suresi 61. âyet-i Kerime). Binlerce yalancıdan bir kişi hariç hepsi bu yeminden kaçtılar. En azılı yalancı öldü. Yemin eden ise yeminden bu tarafa 3 yıldır ortalıktan yok oldu. Kim bu kitabı bize Allah'ın yazdırmadığına dair bir iddia sahibiyse bu yemine hazır olsun.
Allah'ın insanlara kitap yazdıramayacağı varsayımıyla hareket ediliyorsa, bu iddialarını kanıtlamalıdırlar. Allahû Tealâ'nın insanla konuştuğunu, ona yazdırdığını inkâr edenler; Yunus Emre'nin bir çok şiirini, Mevlana'nın Mesnevi'sini, Saidi Nursi Hz.nin ve Abdulkadir Geylâni Hz.nin Risale'lerini ve daha önemlisi Kur'an âyetlerini de yalanlamaktalar.
Allah'la insanın konuşabileceğine inanmışsanız, ama Risalet Nurları'nın Allah'tan geldiğine şüphe ediyorsanız, bu gerçeği Allah'a sorup öğrenebilirsiniz. Ya da bunu reddeder bizi yalanlar, hiçbir zaman gerçeği öğrenemezsiniz. İnsanları suçlamak, karalamak çok kolaydır. Siz de sakın kolay yolu seçmeyin. Zor olan, ama doğru olan, araştırmak, gerçeği bulmak ve bu gerçeğe inanmaktır. Allahû Tealâ kullarının özel bir namaz olan Hacet Namaz'ı ile kendisinden sormalarını istiyor. Sizlere Hacet Namazı'nın hangi şartlarda ve ne şekilde kılınacağını burada anlatmak istiyoruz.
Allah'ın muradı nedir?
Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrediyorum ki beni din tedrisatı yapan herhangi bir üniversiteden mezun etmedi. Eğer öyle olsaydı, ben de bütün eksikliklerin ve yanlışlıkların ortasında ilim tahsili yapacaktım. Ve bana belletilen ilim de 14 asırda bütün kurtuluş kapıları kapanmış, mutluluğa ulaştıracak bütün farzları yok edilmiş bir İslâm olacaktı. Ve ben hiçbir eksiklikten ve yanlışlıktan haberdar bile olmayacaktım. Ama çok şükür ki yüce Rabbimiz beni kendi üniversitesinden, Allah'ın Üniversitesi'nden mezun etti. Bana 14 asırda İslâm'dan kopan her şeyi Kur'an'daki âyetlerle hem mevzuat açısından hem de sahabenin tatbikatı açısından öğretti.
Hamdolsun ki bugün insanları mutlaka helake götürecek olan bütün eksiklikleri ve yanlışlıkları ispat edecek ilimle, Allah tarafından donatılmış bulunmaktayız. Biline ki, Allah bu korkunç tuzaktan herkesi kurtarmak istiyor. İşte biz yanlışlıkların hepsini düzeltecek olan ve eksiklikleri telâfi edecek olan vazifedeyiz.
Ve din adamlarına haykırıyoruz!
• Öğrettikleriniz ne sizi ne de öğrettiğiniz kişileri kurtaramaz.
• Ne yanlışlıkları ne de eksiklikleri biliyorsunuz.
• Omuzlarınızda tarihin en ağır vebalini taşıyorsunuz.
• Bizim söylediklerimiz doğru da olsa, yanlış da olsa hem kendi kurtuluşunuz için, hem de öğrettiğiniz kişilerin kurtuluşu için bunları öğrenmek ve vebalden kurtulmak mecburiyetinizdesiniz.
Biz "RİSALET NURLARI"nı yazdıranın Allah olduğunu biliyoruz. Bu konuya inanıp inanmamak sizlerin elinde. İsterseniz inanırsınız, isterseniz inanmazsınız. Ama inanmayanlar inanmıyorlar diye yalanlama hakkına da sahip değillerdir. Bizden hesap sorma hakkına da sahip değillerdir. Bu güne kadar bizden hesap sormak cesaretini gösterenlerden biz hesap sorduk. Allah'ın emrini tebliğ ederek. Onları, Kur'an'a el basarak "Risalet Nurları'nı Allah'ın yazdırıp yazdırmadığı hakkında iki taraftan hangisi yalan söylüyorsa, Allah'ın lâneti yalan söyleyenin üzerine olsun." yeminine davet ettik, (Al-i İmran suresi 61. âyet-i Kerime). Binlerce yalancıdan bir kişi hariç hepsi bu yeminden kaçtılar. En azılı yalancı öldü. Yemin eden ise yeminden bu tarafa 3 yıldır ortalıktan yok oldu. Kim bu kitabı bize Allah'ın yazdırmadığına dair bir iddia sahibiyse bu yemine hazır olsun.
Allah'ın insanlara kitap yazdıramayacağı varsayımıyla hareket ediliyorsa, bu iddialarını kanıtlamalıdırlar. Allahû Tealâ'nın insanla konuştuğunu, ona yazdırdığını inkâr edenler; Yunus Emre'nin bir çok şiirini, Mevlana'nın Mesnevi'sini, Saidi Nursi Hz.nin ve Abdulkadir Geylâni Hz.nin Risale'lerini ve daha önemlisi Kur'an âyetlerini de yalanlamaktalar.
Allah'la insanın konuşabileceğine inanmışsanız, ama Risalet Nurları'nın Allah'tan geldiğine şüphe ediyorsanız, bu gerçeği Allah'a sorup öğrenebilirsiniz. Ya da bunu reddeder bizi yalanlar, hiçbir zaman gerçeği öğrenemezsiniz. İnsanları suçlamak, karalamak çok kolaydır. Siz de sakın kolay yolu seçmeyin. Zor olan, ama doğru olan, araştırmak, gerçeği bulmak ve bu gerçeğe inanmaktır. Allahû Tealâ kullarının özel bir namaz olan Hacet Namaz'ı ile kendisinden sormalarını istiyor. Sizlere Hacet Namazı'nın hangi şartlarda ve ne şekilde kılınacağını burada anlatmak istiyoruz.
HACET NAMAZI
Hacet Namazı'nın perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandil gecelerinde kılınması asıldır. Ama bütün gecelerde de kılınabilir.
Önce boy abdesti alınır. Sonra Hacet Namazına niyet edilir.
1. rekâtta: Subhaneke + Fatiha + Âyetel Kürsî + Âyetel Kürsî + Âyetel Kürsî
Hacet Namazı'nın perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandil gecelerinde kılınması asıldır. Ama bütün gecelerde de kılınabilir.
Önce boy abdesti alınır. Sonra Hacet Namazına niyet edilir.
1. rekâtta: Subhaneke + Fatiha + Âyetel Kürsî + Âyetel Kürsî + Âyetel Kürsî
2. rekatte: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nas.
3. rekatte: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nas.
4. rekatte: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nas.
Namaz tamamlandıktan sonra Allah'tan hacet neyse o istenir. Allah'tan mürşid istemek için bu namaz kılındıysa mürşid istenir. Bu namazdan sonra hiç konuşmadan yatmak gerekir. Yatarken kıbleyi sağa alacak şekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kıbleye çevrilerek yan üstü yatılır. Yan üstü yatıldığı için sağ kulak yastığa gelecektir. Baş biraz sağa, sola oynatılarak kulakta kalbin atışlarının, basınç sebebiyle rahatça duyulacak pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atışında "Allah" diyerek kişi Allah'ı zikri hafi ile (yani sessiz olarak içinden) zikredecektir.
Zikre başlamadan evvel 3 Âyet-el Kür-sî okunur ve Allah'tan mürşid istenir. Eğer kişinin haceti mürşid değil de başka bir hedefe ulaşmak istiyorsa (zahiri veya batınî bir hedef olabilir.) o hedefe ulaşmak istenir. Sessiz zikir (hafi zikir) bu istekten sonra başlar. Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında bir şey görülmez ise tekrar tekrar her perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kılınabilir. Şüphesi olan ve gerçeği öğrenmeyi dileyen kişinin, yukarıda açıkladığımız yolla gerçeği Allah'tan öğrenmesi söz konusudur. Bugün yüz binlerce kişinin başvurmuş olduğu yol budur.
Bir gün saklanılan Kur'an Hakikatleri bütün dünya tarafından öğrenilecek ve İslâm güneşi dünyayı yeniden ısıtacak ve mutluluğa taşıyacaktır. İkinci bir asr-ı saadetin yaşanacağını Kur'an-ı Kerim yazıyor.
O zaman bizi yalanlayanların utançtan yüzleri kızarmayacak mıdır? Allah hepinizi bu büyük vebalden korusun.
MİHR VAKFI
Namaz tamamlandıktan sonra Allah'tan hacet neyse o istenir. Allah'tan mürşid istemek için bu namaz kılındıysa mürşid istenir. Bu namazdan sonra hiç konuşmadan yatmak gerekir. Yatarken kıbleyi sağa alacak şekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kıbleye çevrilerek yan üstü yatılır. Yan üstü yatıldığı için sağ kulak yastığa gelecektir. Baş biraz sağa, sola oynatılarak kulakta kalbin atışlarının, basınç sebebiyle rahatça duyulacak pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atışında "Allah" diyerek kişi Allah'ı zikri hafi ile (yani sessiz olarak içinden) zikredecektir.
Zikre başlamadan evvel 3 Âyet-el Kür-sî okunur ve Allah'tan mürşid istenir. Eğer kişinin haceti mürşid değil de başka bir hedefe ulaşmak istiyorsa (zahiri veya batınî bir hedef olabilir.) o hedefe ulaşmak istenir. Sessiz zikir (hafi zikir) bu istekten sonra başlar. Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında bir şey görülmez ise tekrar tekrar her perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kılınabilir. Şüphesi olan ve gerçeği öğrenmeyi dileyen kişinin, yukarıda açıkladığımız yolla gerçeği Allah'tan öğrenmesi söz konusudur. Bugün yüz binlerce kişinin başvurmuş olduğu yol budur.
Bir gün saklanılan Kur'an Hakikatleri bütün dünya tarafından öğrenilecek ve İslâm güneşi dünyayı yeniden ısıtacak ve mutluluğa taşıyacaktır. İkinci bir asr-ı saadetin yaşanacağını Kur'an-ı Kerim yazıyor.
O zaman bizi yalanlayanların utançtan yüzleri kızarmayacak mıdır? Allah hepinizi bu büyük vebalden korusun.
MİHR VAKFI
1 / 15


